Hemoglobin Ne Yükseltir? Psikolojik Bir Mercekten Bakış Bir psikolog olarak, insanların davranışlarını anlamaya çalışırken bazen basit biyolojik süreçlerin, daha derin psikolojik dinamiklerle nasıl iç içe geçtiğini fark ediyorum. Hemoglobin, kanımızdaki oksijeni taşıyan kritik bir molekül olarak biyolojik açıdan önemli bir role sahiptir. Ancak bu molekülün artışı, sadece fiziksel bir iyileşme değil, aynı zamanda bireylerin ruhsal ve duygusal durumlarını da etkileyebilir. Hemoglobin seviyelerinin yükselmesi, bir bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir; ancak bu yükseliş, psikolojik anlamda da bazı içsel süreçleri tetikleyebilir. Bu yazıda, hemoglobin seviyesinin nasıl arttığına dair sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik bir analiz yapacağız. Bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji…
Yorum BırakEsnek Yaşam Tüyoları Yazılar
Öğrenmenin Dönüştürücü Gücü: “Hacet Getirmek” Kavramına Pedagojik Bir Bakış Bir eğitimci olarak her dersin, her öğrencinin, hatta her sorunun bir dönüşüm fırsatı olduğuna inanırım. Öğrenmek yalnızca bilgi edinmek değil; kendini, başkalarını ve dünyayı yeniden anlamlandırma sürecidir. Bu anlamda, geleneksel kültürümüzde köklü bir yere sahip olan “hacet getirmek” kavramı, pedagojik açıdan da derin bir sembolik anlam taşır. Çünkü “hacet getirmek” aslında insanın içsel bir ihtiyacını fark etmesi, onu anlamlandırması ve öğrenme yoluyla bu ihtiyacı dönüştürme çabasıdır. Hacet Getirmek Ne Demek? “Hacet” kelimesi Arapça kökenli olup “ihtiyaç” veya “istek” anlamına gelir. “Hacet getirmek” ise genellikle bir dileğin, bir isteğin gerçekleşmesi için yapılan…
Yorum BırakOsmanlı Padişahlarının Burunları Neden Büyük? Miti Parçalayalım, Gerçeği Konuşalım Net konuşuyorum: “Osmanlı padişahlarının burunları büyüktü” cümlesi tarihsel bir gerçek değil, görsel bir kurgunun tekrarıdır. Bir yüzü, hele ki siyasi gücü temsil eden bir yüzü, yüzyıllar boyu minyatürlerin, gravürlerin, oryantalist resimlerin ve müze vitrinlerinin süzgecinden geçirirseniz sonunda geriye kalanın hakikat değil, stil olduğunu görürsünüz. Bu yazıda ezberi bozacağım: burun miti nereden çıktı, kim besledi, nerede abartıldı; zayıf halkaları tek tek açacağım. Hazır mısınız, kutsal ikonayı büyüteçle incelemeye başlıyoruz. Kısa cevap: “Büyük burun” algısı, çoğunlukla minyatür ve gravür gibi stilize sanat formlarının, 19. yüzyıl oryantalist bakışın ve seçici görsel dolaşımın sonucudur. Biyolojik…
Yorum BırakGüreş Dalları Nelerdir? Kültürlerin Gücü, Ritüellerin Dili Bir antropolog olarak, farklı toplumların beden, güç ve onur kavramlarını nasıl şekillendirdiğini anlamak için yola çıktığınızda, sizi en eski insan deneyimlerinden biri olan güreş karşılar. Güreş, yalnızca iki bedenin çarpışması değildir; bir ritüel, bir sembol ve bir kimlik inşası alanıdır. Her kültür, kendi değer sistemini bu mücadeleye yansıtır. Kimi yerde kutsal bir törendir, kimi yerde ergenliğe geçişin sınavı, kimi yerde toplumsal hiyerarşinin temsili. Antropolojik Bakışla Güreşin Kökeni Güreşin tarihini incelediğimizde, onun insanlık kadar eski bir ifade biçimi olduğunu görürüz. Afrika kabilelerinde, Anadolu’da, Japonya’da, Orta Asya bozkırlarında ve İskandinav mitlerinde, güreş bir topluluğun kendi…
Yorum BırakKırılganlık Türleri Nelerdir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış Kırılganlık… Hepimizin hayatının bir noktasında hissettiği ama çoğu zaman dile getirmekten çekindiği bir hal. Bu kelime, kimileri için zayıflık, kimileri için ise derin bir insanî deneyim anlamına gelir. Oysa kırılganlık, insan olmanın en temel parçalarından biridir; bizi birbirimize bağlar, empatiyi doğurur ve değişimin önünü açar. Gelin bu yazıda, kırılganlığın farklı türlerini toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet dinamikleri çerçevesinde birlikte inceleyelim. Belki de sonunda kendimize şu soruyu sorarız: “Kırılgan olmak bizi gerçekten zayıf mı yapar, yoksa daha güçlü mü kılar?” Kırılganlığın Anlamı: Zayıflık Değil, Dönüştürücü Bir Güç Kırılganlık…
Yorum BırakKaotik Ne Demek? Düzensizliğin Ötesinde Bir Toplumsal Okuma Merhaba sevgili okur! Bugün seni sadece bir kelimenin anlamını değil, o kelimenin içinde saklı duran sosyal ve insani gerçekleri düşünmeye davet etmek istiyorum. “Kaotik” kelimesi gündelik dilde sıkça kullanılır: “Ortama bak, tam kaotik!”, “Durum kaotik bir hâl aldı!” gibi cümlelerde duyarsın. Peki bu kelime gerçekten ne anlama gelir? Sadece düzensizliği mi ifade eder, yoksa bundan çok daha derin, toplumsal bir anlamı mı vardır? Gel, birlikte bu kavramı farklı açılardan ele alalım. Kaotik Ne Demek? Temel Tanım ve Ötesi “Kaotik”, en basit hâliyle düzensiz, kontrolsüz, öngörülemez ve karmaşık anlamına gelir. Ancak bu tanım…
Yorum BırakKelimelerin İzinde Bir Soru: At Hepçil mi? – Edebiyatın Dönüştürücü Bakışıyla Kelimelerin insan ruhunu dönüştürme gücü vardır. Bir kelime, bazen bir çağın aynası; bazen bir yazarın, bir şairin ya da bir toplumun içsel sesidir. “At hepçil mi?” sorusu ilk bakışta biyolojik bir merak gibi görünse de, edebiyatın derin sularında bu ifade, doğa ile insan arasındaki bağı, masumiyet ile içgüdü arasındaki çizgiyi ve anlatıların özündeki dönüşümü sorgulayan bir metafora dönüşür. Edebiyatın gücü, sıradan bir soruyu bile simgesel bir sorgulamaya çevirebilmesinde gizlidir. Atın Edebiyattaki Yeri: Sessiz Gücün Sembolü At, tarih boyunca yalnızca bir hayvan değil, bir metafor olmuştur. Mehmet Akif Ersoy’un “Süvariler”…
Yorum BırakKant Felsefesi Nedir Kısaca? Akıl, Özgürlük ve Sınırlar Üzerine Sıcak Bir Sohbet Bir masa etrafında toplanmışız gibi düşün: Kahveler dumanı üstünde, konu ise insan zihninin neleri bilebileceği ve nasıl davranması gerektiği. Ben de “Kant felsefesi nedir kısaca?” sorusunu, hem özlü hem de hayatla iç içe bir dille konuşmak istiyorum. Çünkü Kant, yalnızca kütüphanelerin ağır raflarında değil; günlük seçimlerimizde, teknolojiyle ilişkimizde ve adalet anlayışımızda yaşıyor. — Kökenler: Saf Aklın Sınır Çizimi Immanuel Kant, 18. yüzyıl Aydınlanma döneminin çocuğu; ama onu asıl benzersiz kılan, akla olan güvenini eleştirel bir süzgeçten geçirmesi. “Saf Aklın Eleştirisi”nde öne sürdüğü temel düşünce şu: Zihin, dünyayı pasifçe…
Yorum BırakToplumun Aynasında Bir Değişim: Çocuk Teslimi Kalktı mı? Toplumsal yapıların karmaşık dokusunu çözümlemeye çalışan bir araştırmacı olarak, insan ilişkilerinin ve kurumların birbirine nasıl şekil verdiğini her zaman merak etmişimdir. Çocuk teslimi — yani boşanma sonrası ebeveynlerden birine çocuğun belirli günlerde “teslim edilmesi” uygulaması — uzun zamandır hem bireysel hem de toplumsal düzeyde tartışma konusu. Son yıllarda bu uygulamanın “kalktığı” ya da “değiştiği” yönündeki haberler, sadece hukuki değil, sosyolojik olarak da önemli bir dönüşümün işareti olabilir. Bu yazı, çocuk teslimi uygulamasını bir yasa metninden çok, toplumun cinsiyet rolleri, kültürel normları ve ebeveynlik anlayışları açısından ele alıyor. Çünkü “çocuk teslimi kalktı mı?”…
Yorum BırakKamulaştırmanın Öğeleri Nelerdir? Geleceğin Şehirlerini Şekillendiren Taşlar Bir Mülkiyet Kararının Ötesinde: Geleceği İnşa Etmek Gelin dürüst olalım: “Kamulaştırma” kelimesi kulağa ilk anda bürokratik, soğuk ve hatta biraz korkutucu gelir. Ama aslında bu kavram, geleceğin şehirlerini, yollarını, yaşam alanlarını ve hatta toplumsal yapısını belirleyen en stratejik araçlardan biridir. Ve bu yüzden de sadece bugünün değil, yarının dünyasının en kritik meselelerinden biri hâline gelmiştir. Bugün hep birlikte bir adım öteye geçelim. Kamulaştırmayı sadece “devletin mülk alması” olarak değil, geleceğe yön veren bir vizyonun temel parçaları olarak düşünelim. Çünkü her başarılı kamulaştırma süreci, bir şehir hayalinin, bir toplum hedefinin ve bir medeniyet planının…
Yorum Bırak