İçeriğe geç

Çarşı nerenin ilçesidir ?

“Çarşı nerenin ilçesidir” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Flubber ailesi olarak her zaman yanınızdayız!

Kayseri’nin İçinde Bir Soru: “Çarşı nerenin ilçesidir?”

Sabahın erken saatlerinde başlayan o iç sıkıntısı

Kayseri’de sabahlar hep biraz sert başlar. Hava keskindir, insanın yüzüne çarpar gibi gelir. O gün de öyleydi. Pencereden baktığımda Erciyes’in tepesi uzaktan bembeyaz bir çizgi gibi duruyordu ama içimdeki karışıklık o manzarayı bile net görmeme izin vermiyordu.

25 yaşındayım. Günlük tutmayı severim, hatta bazen fazla severim diyebilirim. Çünkü yazmadığım her duygu içimde bir yerde birikiyor ve sonra en küçük şeyde taşacak gibi oluyor. O sabah da öyle bir gündü.

Annem mutfakta çay koyarken bana seslendi:

“Çarşıya gidecek misin?”

O an içimde garip bir boşluk oluştu. Çarşı… Kayseri’de herkesin bildiği ama herkesin farklı hissettiği yer. Sanki bir yer değil de bir duygu gibiydi.

Ama benim aklımda başka bir soru vardı: “Çarşı nerenin ilçesidir?”

Bu soruyu aslında ilk kez o sabah sormadım. Zihnimde uzun zamandır dolaşıyordu. Haritaya baktığında ilçe gibi görünmüyordu, resmi bir sınırı yoktu ama herkes orayı bir “yer” gibi konuşuyordu. Sanki şehir merkezinin kalbi ama aynı zamanda kendi başına bir dünya.

Yola çıkarken içimdeki belirsizlik

Otobüse binmeden önce durakta beklerken insanların yüzlerine baktım. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu ama kimse nereye ait olduğunu düşünmüyor gibiydi. Belki de sadece ben böyle gereksiz sorularla kafamı yoruyordum.

Otobüs geldiğinde içeri girdim. Cam kenarına oturdum. Camdan dışarı bakarken Kayseri’nin sokakları ağır ağır akıyordu.

Ve yine aynı soru: Çarşı nerenin ilçesidir?

Bunu kendime sorarken aslında şunu fark ettim: Belki de ben “yer” aramıyordum. Belki de “ait olma hissi” arıyordum.

Çarşı benim için sadece bir alışveriş yeri değildi. Çocukluğumun geçtiği kalabalıklar, kaybolduğum sokaklar, ilk kez tek başıma yürüdüğüm anlar… Hepsi oradaydı.

Çarşı’ya ilk adım: Gürültünün içinde yalnızlık

Cumhuriyet Meydanı’na vardığımda kalabalık beni yuttu. İnsanlar, sesler, satıcıların bağırışları… Hepsi birbirine karışmıştı. Bir an durup nefes aldım.

İşte o an hissettim:

Yalnızlık bazen kalabalığın içinde daha sert vuruyordu.

Bir köşede simit satan adamı izledim. Elindeki tepsiyi ustalıkla dengeliyordu. Yanından geçen insanlar onu fark etmiyordu bile. O ise sanki buna alışmıştı.

İçimden bir şey koptu.

“Ben de böyle miyim?” diye düşündüm.

Fark edilmeden geçen biri mi?

Tam o sırada tekrar zihnimde yankılandı: Çarşı nerenin ilçesidir?

Sorunun cevabı teknik olarak önemli değildi belki ama içimdeki boşluğu anlamlandırmaya çalışıyordum. Çünkü bazen insan coğrafya sorusu sorarken aslında kalbini sorar.

Eski dükkânlar, eski duygular

Çarşı’nın ara sokaklarına girdim. Dar sokaklarda eski dükkânlar vardı. Bir ayakkabıcı, bir terzi, bir de yıllardır aynı yerde duran eski bir kitapçı…

Kitapçının vitrinine baktım. Sararmış sayfalar, unutulmuş hikâyeler…

İçeri girdim.

Kitapçı amca başını kaldırmadan:

“Bak evlat, yeni gelenler var.”

Sadece başımı salladım.

O an içimde garip bir huzur vardı ama aynı zamanda bir kırgınlık. Sanki zaman burada daha yavaş akıyordu ama ben hızla uzaklaşıyordum.

Bir kitap aldım elime. İçinden rastgele bir sayfa açtım. Bir cümle gözüme çarptı:

“İnsan en çok ait olamadığı yerde kendini arar.”

Gülümsedim ama içim acıdı.

Bir arkadaşla karşılaşma ve kırılan sessizlik

Kitapçıdan çıkarken lise arkadaşım Mert’i gördüm. Yıllardır konuşmamıştık. Bir anda göz göze geldik.

“Sen burada mıydın?” dedi şaşkınlıkla.

“Evet… biraz dolaşıyorum.”

Biraz yürüdük. Sessizlik vardı aramızda ama rahatsız edici değildi. Daha çok eski bir tanışıklığın yorgun sessizliğiydi.

Sonra o sordu:

“Ne yapıyorsun hayatla?”

Sorunun ağırlığı omuzlarıma çöktü.

Ben de tam o an, fark etmeden söyledim:

“Bilmiyorum… bazen sadece Çarşı nerenin ilçesidir diye düşünüyorum.”

Güldü.

“Ne alaka?” dedi.

Ama ben gülemedim.

Çünkü o soru benim için bir şaka değildi. Hayatın içinde kaybolmuş bir yön arayışıydı.

Kalabalığın ortasında içsel bir çöküş

Mert’ten ayrıldıktan sonra bir banka oturdum. İnsanlar geçiyordu, hayat devam ediyordu ama ben sanki dışarıdan izliyordum.

O an içimde bir hayal kırıklığı büyüdü. Kendime karşıydı bu his. Çünkü ne istediğimi bilmiyordum. Ne iş, ne gelecek, ne de ait olduğum yer…

Sadece bir soru vardı: Çarşı nerenin ilçesidir?

Ve bu soru aslında “Ben nereye aitim?” sorusunun kılık değiştirmiş haliydi.

Bir süre başımı eğdim. Ellerime baktım. Hiçbir şey söylemediler.

Akşamüstü: Işığın değiştiği an

Güneş yavaş yavaş batarken Çarşı’nın ışıkları değişti. Sokak lambaları yanmaya başladı. Günün gürültüsü yerini daha yumuşak bir akşama bıraktı.

O an fark ettim ki Çarşı, bir ilçe değildi.

Ama bir hafızaydı.

İnsanların hikâyelerinin birbirine karıştığı bir yerdi. Belki de bu yüzden sınırı yoktu. Çünkü duyguların sınırı olmazdı.

İçimde küçük bir umut belirdi. Tam net değildi ama vardı.

Belki de her şeyin cevabını bilmek gerekmiyordu.

Geri dönüş yolunda içimde kalanlar

Otobüse tekrar bindiğimde camdan dışarı baktım. Şehir geride kalıyordu ama içimdeki kalabalık hâlâ benimleydi.

Kafamda aynı soru dönüp duruyordu ama bu kez farklı bir tonda: Çarşı nerenin ilçesidir?

Artık cevabını aramıyordum.

Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı kendine döndürmek içindir.

Ve ben o gün bunu biraz olsun anlamıştım.

Gece ve iç ses

Eve döndüğümde odamda ışığı açmadım. Bir süre karanlıkta oturdum. Günün ağırlığı yavaş yavaş içime yerleşiyordu ama artık rahatsız etmiyordu.

Günlüğümü açtım.

Yazmaya başladım.

Ama bu kez bir cevap yazmadım.

Sadece şunu yazdım: “Bugün Çarşı’da kayboldum ama belki de ilk kez kendime bu kadar yakındım.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://oyun.net.tc https://cloi.com.tr https://tunaelektronik.com.tr Sitemap
betexper güncel girişilbet giriş yapbetexper