Flubber olarak “Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!
Bir Defterin Kenarına Sığmayan Hikâye
Flubber okurlarına özel bu yazımızda “Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim” konusunu derinlemesine inceliyoruz.
Kayseri’nin kışları sert olur derlerdi ama ben o sertliğin insanın içine bu kadar işlediğini yeni öğrenmiştim. 25 yaşındayım ve hayatımın çoğunu duygularımı bir deftere saklayarak geçirdim. Bazen yazdıklarımı bile yarım bırakırım; çünkü bazı cümleler tamamlanınca daha ağır gelir insana.
O gün de böyle bir gündü. Dışarıda ince ince yağan kar, pencerenin kenarına tutunamadan eriyip gidiyordu. Ben ise mutfak masasında, elimde yarım kalmış bir çayla, tek bir cümleye takılı kalmıştım:
“Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim?”
Bunu yazarken bile içimde bir şeyler kırıldı. Çünkü o cümle sadece bir soru değildi. Bir bekleyişti, bir özlemdi, bir eksiklikti.
Bir Çocuğun Adı Geçince Sessizlik Değişir
Oğlumu ilk kez koruyucu aileye verdiklerinde, “geçici” kelimesine tutunmuştum. Geçici demek, geri alınabilir demekti benim için. Ama zaman geçtikçe bazı kelimeler anlam değiştiriyor, insan bunu çok geç fark ediyor.
İlk günler kendime kızdım. “Dayanmalısın” dedim, “daha iyi bir hayatı var şimdi” dedim. Ama geceleri uyuyamadım. Çünkü bazı sessizlikler insanın kulağında çınlar. Benim sessizliğim, oğlumun kahkahasının yerini tutmuyordu.
Defterime yazdığım her satırda onun adı vardı. Bazen sadece “bugün seni özledim” yazıp kapatıyordum sayfayı. O kadar.
Kayseri Sokaklarında Yürürken İçimde Bir Soru Büyüdü
Bir gün Hunat çevresinde yürürken, karın altında ezilen ayakkabı seslerime baktım. İnsanlar yanımdan geçip gidiyordu. Herkes bir yere yetişiyordu ama ben olduğum yerde sıkışıp kalmıştım.
O an kendime dürüst bir soru sordum:
“Ben gerçekten geri almak istiyor muyum, yoksa sadece kaybettiğimi geri kazanma duygusuna mı tutunuyorum?”
Cevap hemen gelmedi. Çünkü bazı cevaplar insanı yüzleştirir. Ama o gün ilk kez “Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim?” sorusunu sadece bir arayış değil, bir sorumluluk olarak düşündüm.
İçimde hem umut vardı hem de korku. Umut, onu tekrar kucağıma alabileceğime dair bir ışık gibiydi. Korku ise, bunun sandığım kadar kolay olmayabileceğini fısıldıyordu.
Bir Avukat Kapısı ve Kırık Cümleler
Bir sabah kendimi bir hukuk bürosunun önünde buldum. Kapının önünde uzun süre durdum. İçeri girmek, sanki başka bir hayata adım atmak gibiydi.
İçeri girdiğimde sesim titriyordu. Sorumu sorarken bile kendimden emin değildim:
“Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim?”
Avukat bana uzun uzun baktı. O bakışın içinde hem gerçekler vardı hem de beni hazırlamak istediği bir yol. Her cümlesi ağırdı.
“Bu süreç sadece istemekle ilgili değil,” dedi. “Çocuğun üstün yararı, mevcut yaşam düzeni, değerlendirmeler…”
Ben kelimeleri duyuyordum ama tam anlamıyla içine giremiyordum. Çünkü benim için mesele kâğıtlar değil, bir çocuğun kokusuydu.
O gün eve döndüğümde defterimi açtım ama yazamadım. İlk defa kelimeler benden kaçmıştı.
Bir Fotoğrafın İçine Sıkışan Özlem
Bir gece, eski telefonumdaki fotoğraflara baktım. Onun gülüşü ekrana sığmamış gibi görünüyordu. O küçücük yüz, bana bir zamanlar “anne” diyen sesi hatırlattı.
Gözlerim doldu ama ağlamadım. Ağlamak bazen yetmiyor çünkü.
O an anladım ki, “Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim?” sorusu sadece bir süreç sorusu değilmiş. Aynı zamanda bir iç hesaplaşmaymış.
Kendime kızdım. Onu bırakmak zorunda kaldığım o gün, başka bir çıkış yolu var mıydı diye düşündüm. Belki vardı, belki yoktu. Ama insan geçmişi geri saramıyor.
Umutla Korku Arasında Bir Yer
Sitemizden Önerilen: Kabuklu bit nasıl olur ?
Zaman geçtikçe içimde iki ses oluştu. Biri “denemelisin” diyordu, diğeri “yeniden kırılırsın” diyordu.
Kayseri’nin sabahlarında işe giderken, tramvay sesleri arasında bu iki sesi dinliyordum. İnsanlar günlük hayatlarına devam ederken benim içimde görünmeyen bir dava sürüyordu.
Bir gün defterime şunu yazdım:
“Eğer onu geri almak istiyorsam, sadece kalbimle değil, sabrımla da savaşmalıyım.”
O gün ilk defa umut, korkudan biraz daha ağır bastı.
Koruyucu Aile Gerçeğiyle Yüzleşmek
Koruyucu aile sistemi hakkında öğrendiklerim beni şaşırttı. Sandığım kadar basit değildi hiçbir şey. Bir çocuğun hayatı, bir kararın içinde şekillenmiyordu; birçok değerlendirme, gözlem ve süreç vardı.
Ama en önemlisi şuydu: Çocuğun iyi olması her şeyden önce geliyordu.
Bu cümle ilk başta bana acı verdi. Çünkü ben “benim çocuğum” duygusuyla bakıyordum. Ama zamanla fark ettim ki, sevgi sadece sahip olmak değilmiş. Bazen doğru olanı beklemekmiş.
Yine de içimdeki boşluk azalmadı. Sadece şekil değiştirdi.
Bir Akşamüstü Kararı
Bir akşamüstü, güneş Kayseri’nin üzerine ağır ağır çökerken, balkon kapısını açtım. Soğuk hava yüzüme çarptı.
O an kendime şunu söyledim:
“Ben bu soruyu bırakmayacağım.”
“Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim?” sorusu artık sadece bir arayış değil, hayatımın bir parçasıydı.
Ama bu kez daha farklıydım. Daha sakin, daha sabırlı, daha gerçekçi.
Çünkü artık biliyordum ki bazı yollar hızlı değil, derin ilerler.
Geçmişle Barışmadan İlerlemek
Geçmişi tamamen geride bırakmak mümkün değil. Bunu öğrendim. Ama onunla yaşamayı öğrenmek mümkün.
Defterimde artık sadece özlem yok. Planlar var, düşünceler var, bekleyiş var.
Oğlumu düşündüğümde hâlâ içim sızlıyor. Ama bu sızı artık beni yere düşürmüyor. Ayağa kaldırıyor.
Bir gün tekrar karşılaşır mıyız bilmiyorum. Ama karşılaşırsak, ona anlatacak çok şeyim olacak.
Son Bir Not Gibi
Hayat bazen insanı en sevdiği yerden sınar. Ben bunu Kayseri’nin soğuk sokaklarında, sessiz gecelerinde öğrendim.
“Koruyucu aileden çocuğumu nasıl alabilirim?” sorusu hâlâ içimde duruyor. Ama artık sadece bir acı değil. Bir yol, bir umut, bir sorumluluk.
Ve ben o yolda yürümeye devam ediyorum.