Toprağa Eğilip Bir Hücrenin İçine Bakmak
İlginizi Çekebilecek İçerik: Bira kafayı rahatlatır mı ?
Kayseri’nin sabahları hep serttir. Rüzgâr, Erciyes’in eteklerinden aşağı inerken yüzüme çarpar ve beni uyandırır gibi yapar ama asıl uyandıran şey içimde bir türlü susmayan düşünceler olur. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı soruların peşinden koşuyorum; çocukken sorduğum soruların daha karmaşık versiyonları sadece.
O gün de öyleydi. Üniversitenin biyoloji laboratuvarına giderken elimde defterim vardı. Defterime her şeyi yazıyorum; bazen bir bitkinin yaprağını, bazen de içimde kırılan bir şeyi.
Kapıdan içeri girdiğimde hocam tahtaya büyük harflerle bir cümle yazmıştı:
“Bitkilerde ekzositoz var mı?”
O an durdum. Sanki soru tahtada değil de göğsümde asılı kaldı. Çünkü ben o sorunun cevabını sadece ders kitabında değil, hayatımda da arıyordum.
Ekzositoz… Hücrenin içinden dışarıya madde gönderme süreci. Ama o gün bunu sadece bir biyoloji terimi olarak görmedim. İçimde bir şeylerin dışarı çıkma isteği gibi hissettim. Söyleyemediklerim, tutamadıklarım, biriktirdiklerim…
Ve kendime itiraf ettim: Ben de sürekli bir şeyleri dışarı atmaya çalışan bir hücreydim.
—
Cam Serada Başlayan Sessiz Hikâye
Akşamüstü, kampüsten çıktıktan sonra Kayseri’nin soğuğu daha da keskinleşmişti. Ellerim cebimde yürürken, şehir bana her zamanki gibi biraz uzak, biraz yabancı geldi. Ama beni asıl çeken yer evin yakınındaki küçük sera oldu.
Çocukken dedemle giderdim oraya. O artık yok ama seranın içindeki nem, toprak kokusu ve camlara vuran ışık hâlâ aynı. Sanki zaman sadece dışarıda akıp gidiyor, içeride duruyordu.
İçeri girdiğimde yaprakların üzerinde biriken su damlaları dikkatimi çekti. Bir bitkinin sessizliği bazen insanlardan daha yüksek konuşur.
Eğilip bir yaprağa dokundum. O an yine aynı soru aklıma geldi:
Bitkilerde ekzositoz var mı?
Hocanın anlattığı şey zihnimde dönmeye başladı. Bitkiler de hücrelerinden maddeler salgılıyordu. Enzimler, hormonlar, savunma molekülleri… Hepsi hücrenin içinden dışına taşınıyordu. Yani evet, bitkiler de konuşuyordu ama bizim anlayacağımız bir dille değil.
Ama ben o an bilimsel cevaptan çok başka bir şey hissettim. Sanki her bitki, içindeki yükü bırakmaya çalışan bir insan gibiydi.
Ve o an kendimi o bitkinin yanında fazlalık gibi hissettim. İçimde biriken her şeyin bir çıkış yolu olmalıydı.
—
Hücrelerin Sessiz Çığlığı
Gece eve döndüğümde defterimi açtım. Kalem elimde uzun süre bekledim. Yazmak istiyordum ama neyi yazacağımı bilmiyordum.
Sonra ekzositozu düşündüm.
Bir hücre düşün… İçinde biriken maddeler var. Atılması gereken, paylaşılması gereken, dışarı çıkması gereken şeyler. Hücre onları küçük keseciklere paketliyor ve dışarı gönderiyor.
Bunu düşünürken boğazımda bir düğüm hissettim.
Çünkü ben de aynısını yapıyordum.
İçimde biriktirdiklerimi insanlara doğrudan söyleyemiyordum. Kırıldığımda susuyordum. Mutlu olduğumda bile bazen kendimi geri çekiyordum. Ama yazarken… işte orada değişiyordu her şey. Yazmak benim ekzositozumdu.
Deftere şunu yazdım:
“Eğer bitkiler bile içindekini dışarı verebiliyorsa, ben neden susuyorum?”
Kalem durdu. Gözlerim tavana kaydı. O an garip bir rahatlama hissettim. Sanki içimde uzun zamandır sıkışmış bir şey yavaşça çözülüyordu.
—
Erciyes’in Gölgesinde Bir Anlam Arayışı
Ertesi gün Erciyes’in silueti daha netti. Karlar güneşle parlıyor, şehir sessiz bir sabahın içinde uyanıyordu.
Okula giderken kulaklıklarımı taktım ama müzik dinlemedim. Sadece yürüdüm. Çünkü zihnim zaten yeterince gürültülüydü.
Bitkilerde ekzositoz var mı sorusu artık sadece bir ders sorusu değildi. Bir tür yaşam metaforuna dönüşmüştü.
Bir bitkinin kendini koruması, büyümesi, iletişim kurması… hepsi dışarıya bir şeyler göndermesiyle mümkün oluyordu. Tıpkı insanların da içlerini dışarıya açması gerektiği gibi.
Ama ben bunu yapamıyordum.
Bazen arkadaşlarıma bile kendimi tam anlatamıyordum. Gülüyordum, konuşuyordum ama içimde başka bir dünya vardı.
Ve o dünya sessizdi.
—
Bir Yaprağın Öğrettiği Şey
Bir gün laboratuvarda mikroskop başındaydım. Hocanın verdiği örnek bitki hücrelerini inceliyorduk.
Merceğin içinden baktığımda hücre duvarı bana bir sınır gibi göründü. İçerisi ve dışarısı. Ama o sınır sandığım kadar sert değildi. Maddeler geçiyordu, yaşam geçiyordu, hareket vardı.
Ekzositoz görüntüsünü düşününce içimde tuhaf bir duygulanma oldu. Bir hücrenin bile kendini ifade etme biçimi vardı.
Ben neden bu kadar zorlanıyordum?
O an fark ettim ki belki de sorun susmak değil, yanlış yerde susmaktı.
—
İçimdeki Taşmayı Yazıya Dönüştürmek
O gece Kayseri’nin sokakları çok sessizdi. Pencereden dışarı baktığımda kar yağmadığını biliyordum ama sanki hava içinde görünmeyen bir ağırlık taşıyordu.
Defterimi açtım.
Bu kez soru sormadım. Sadece yazdım.
Bitkilerde ekzositoz var mı diye başlayan cümle artık içimde bir bilim sorusu değil, bir hayat gerçeği olmuştu.
İçimde biriken her şeyi kelimelere dökerken şunu hissettim: İnsan bazen sadece dışarı vermeyi öğrenerek hayatta kalıyor.
Bir hücre gibi.
Bir bitki gibi.
—
Suskunlukla Gelen Yorgunluk
Susmak bazen güvenliydi. Bunu inkâr edemem. Kelimeler bazen yanlış yerlere gidiyordu, bazen yanlış insanlara çarpıyordu.
Ama susmak da yoruyordu.
İçimde biriken şeyler büyüyordu. Tıpkı hücre içinde paketlenmiş maddeler gibi. Bir gün taşacaklarını hissediyordum.
Ve o taşma korkutuyordu.
Ama aynı zamanda bir umut da vardı içinde. Çünkü taşmak, değişmek demekti.
—
Umarız “Bitkilerde ekzositoz var mı” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Flubber ailesiyle kalmaya devam edin!
Bitkilerin Sessiz Cesareti
Sera tekrar gittiğimde yağmur başlamıştı. Camların üzerinde damlalar yarışıyordu.
Bir yaprağa baktım.
O an içimde garip bir hayranlık oluştu.
Bitkiler hiç konuşmadan, bağırmadan, şikâyet etmeden içlerindekini dışarı veriyordu. Ekzositoz sadece bir biyolojik süreç değildi; bir varoluş biçimiydi.
Ben de kendi içimde bunu öğreniyordum.
Sessizce değil, bastırarak değil… ama doğru şekilde dışarı vermeyi.
—
Kendime Yazdığım Son Not
Defterime son bir cümle yazdım o gün:
“Bazen bir hücre kadar küçük olmak bile, kendini ifade etmeyi gerektirir.”
Kalemi kapattım.
Kayseri’nin soğuğu hâlâ vardı ama içimde ilk defa bu kadar sıcak bir şey hissettim. Belki de uzun zamandır ilk kez, içimdeki şeylerin dışarı çıkmasına izin veriyordum.